Başbakan Davutoğlu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından düzenlenen Atatürk'ü Anma Törenine katıldı.

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün en bariz vasfı özgüvenidir”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Ankara'dan, o Meclisin toplandığı bu mübarek diyardan haykırarak söylüyoruz ki bundan sonra hiçbir güç milli hâkimiyetin ve egemenliğin üstünde olmayacaktır. Nihai karar sadece milletin tercihleriyle şekillenecektir" dedi.

Davutoğlu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından ATO Congresium'da düzenlenen "Atatürk'ü Anma Töreni"nde yaptığı konuşmaya, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnet ve şükranla anarak başladı.

Tarihte iz bırakmış liderleri diğer liderlerden ayıran çok bariz özellikler olduğunu söyleyen Davutoğlu, bunların en başında liderlerin kendilerine duydukları özgüven geldiğini ifade etti.

Herkesin ümitsizliğe düştüğü anlarda tarihte iz bırakan liderlerin yeni bir başlangıcı hayal ettiklerini dile getiren Davutoğlu, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün en bariz vasfı özgüvenidir. İşgal donanmaları İstanbul önüne demir attıklarında, herkes yeis içindeyken o, 'Geldikleri gibi gidecekler' demiştir ve işgal donanmaları geldikleri gibi gitmişlerdir. Gidişleri de bir daha bu aziz topraklar üzerinde hiçbir müstevli ordusunun hâkim olamayacağını gösterecek şekilde olmuştur" dedi.

İz bırakan liderlerin kendilerine olan özgüvenlerinin yanında ikinci vasıflarının da kendi milletlerine duydukları güven olduğunu söyleyen Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"İzmir işgal altına girmiş ümitsizlik her yere sirayet etmişken Samsun'a çıktıktan sonra Amasya Tamimi'ndeki şu ifade, bizzat kaleme aldığı şu ifade, aslında sadece o günlerin değil gelecek on yılların, asırların da milli egemenlik anlayışını yerleştirmiştir, 'Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır', bu ifadenin arkasında bir liderin kendi milletine duyduğu güven hissi vardır. Eğer o güven hissi olmasaydı ve o güven hissi Amasya Tamimi'ne kararlı bir şekilde yansımamış olsaydı, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanamaz, dağılmış ordular bir araya gelip istiklal ordusunu kuramaz ve Cumhuriyetimizin kuruluşu gerçekleşemezdi."

Davutoğlu, tarihte iz bırakan liderlerin üçüncü vasıflarının ise tarihin akışını doğru okumaya çalışmaları ve doğru okumaları olduğunu belirtti.

1. Dünya Savaşı'nın, klasik imparatorluk düzenlerinin sona erdiği bir savaş olduğunu söyleyen Davutoğlu, Avrasya ana kıtasının ortasında ve klasik devletlerin doğduğu bölgelerde ortaya çıkan imparatorlukların tarih sahnesinden çekildiklerini hatırlattı.

“HİÇ BİR ŞEKİLDE MANDA YÖNETİMİNE RAZI OLMADI”

Davutoğlu, çok köklü bir devlet geleneğinin ürünü Osmanlı İmparatorluğu tarih sahnesinden çekilirken, o dönemde Birinci Dünya Savaşı'nı kazanan sömürge imparatorluklarının ise yükseldiğini anlattı.

İngiliz ve Fransız güçlerinin yükselen yapılarıyla sömürge güçler olarak telakki edildiğini söyleyen Davutoğlu, "O sebepledir ki birçok ülkede sömürge yapılarının doğacağına, yaygınlaşacağına dair kanaat vardı. Ama Gazi Mustafa Kemal, geleceği gördü ve sömürge imparatorluklarının da sonunun geleceğini idrak ederek, tam bağımsızlık talep etti. Hiç bir şekilde manda yönetimine razı olmadı" dedi.

Başbakan Davutoğlu, Atatürk'ün taşıdığı vasıflardan bir diğerinin de "hayal ettiği, geleceğe dönük olarak milletine vadetmeye çalıştığı vizyonla tarihi realite arasında irtibat kurma kabiliyeti" olduğunu dile getirdi. Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Çok güzel vizyonlar geliştirebilirsiniz tarihi realiteyle alakalı, o temelde değilse bu vizyonlar hayata geçmez. Ya da tarihi realiteyi çok iyi okuyabilirsiniz ama zihninizde yeni bir ülke kurmak, yeni bir devlet kurmak, yeni biri dünya kurmak vizyonu yoksa o tarihi realite sizi tarihin mahkûmu, esiri ve nesnesi kılar. Aslında bugün de birçok tartışmaların temelinde bu ayrım vardır. Vizyoner liderler, realiteden vizyona doğru yürürler, realiteyi unutmazlar ama vizyonu zihinlerinde tutarlar. O günlerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk Samsun'a giderken, yeni bir ülkeyi, devleti Cumhuriyet idealiyle zihninde taşırken, onun çağdaşı olan, çok iyi okumuş, tarihi realiteyi çok iyi bildiğini düşünen birçok aydın Amerikan mandasını teklif ediyorlardı. Görünüşte de realisttiler. 'Kazanılacağı belli olmayan bir istiklalin yolunda gitmektense geçici bir dönem mandaya razı olalım' diyen aydınlar vardı. Aynen ve benzer şekilde bugün realiteleri bu ülkeye mahkûm kılarak, nesne olmamızı tahayyül edenlerin olduğu gibi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu realiteleri gördü ama şunu da biliyordu; önüne liderlik olarak çıktığı millet, tarihte hiç bir zaman edilgen bir nesne olmamıştı. Hep etken hep önce hep özne olmuştu. Onun için azla yetinemezdi. 'Realite ne diyorsa onu kabul edelim' diyemezdi. 'Tam bağımsızlık, tam istiklal' dedi ve yola çıktı. Bütün bu yaklaşım içinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin zihni, siyasi ve o siyaseti teminat altına alacak olan İstiklal Ordusu teşekkül etti."

“BÜTÜN MAZLUM MİLLETLER KAYNAKLARINI ANADOLU'YA AKITTILAR”

Tarihe iz bırakan liderlerin beşinci vasfının, sadece kendileri için değil, başka milletler için de ilham kaynağı olacak bir tutum sergilemeleri, başka milletler tarafından da desteklenebilmeleri olduğunu söyleyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Nitekim o ümitsizlikler döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp, mili iradeyi hâkim kılma ve tam istiklal için harekete geçtiğinde sadece Anadolu'daki o ümidi kırılmış halk ayağa kalkmadı, onlarla birlikte bütün mazlum milletler kaynaklarını Anadolu'ya akıttılar. Hindistan'dan Kuzey Afrika'dan Orta Asya'dan Kafkasya'dan. Son ümit olarak gördükleri Osmanlı Devleti'nin yıkılışından sonra o ümidin hiç kaybolmaması için 'muzaffer et çünkü son ordusudur İslam'ın' çağrısı içinde, sömürge imparatorlukları altındaki bütün bir mazlum milletler harekete geçtiler."

Afyonkarahisar'dan İzmir'e doğru yürüyen istiklal ordularının sadece Anadolu'daki istiklal ateşini yakmadığını, mazlum milletlerin kalbinde sömürgeciliğe, emperyalizme karşı bir hürriyet meşalesini tutuşturduğunu belirten Davutoğlu, "Onun içindir ki Ömer Muhtar'dan Cinnah'a, Tun Abdurrahman'dan Sukarno'ya kadar istiklal mücadelesi bütün bağımsızlık mücadelesi veren milletlere örnek oldu, ilham verdi" dedi.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün zihnindeki yeni Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti idealini aslında üçlü bir sacayağına oturtmanın mümkün olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Bir kez şunu bilmek lazım ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, konjonktürel şartlarda ortaya çıkmış ve sadece belli bir konjonktüre hitap eden, onun sonucu olan bir devlet değildir. Her bir kurumumuz, hangi kurumu alırsanız alın kökü asırlar öncesine giden bir meşruiyetle izah edilir ve o meşruiyet temelinde devletin ana omurgasını oluşturur. Silahlı kuvvetlerimizin tarihine, yargı organlarımızın tarihine, hariciye, Dışişleri Bakanlığımızın tarihine, hangi devlet kurumumuzu alırsanız alın tarihin derinliğinden meşruiyetini alır ve meşruiyetini geleceğe böyle taşır" diye konuştu.

“BURADAN ALINACAK TEMEL İLKE”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türkiye Cumhuriyeti Devletini yeni bir Türkiye olarak inşa ederken öne çıkardığı üç ilkeye dikkat etmekte fayda olduğunu belirten Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Birincisi milli egemenlik ilkesi. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir ilkesi. Bu aslında yine tarihi doğru okumanın ve o tarihi evrenin içinde millet iradesine dayanmayan rejimlerin yok olacağına dair açık işaretleri görmenin sonucunda ortaya konmuş açık bir ilkedir.

O ilke, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla ortaya konduğu için, açık bir şekilde tanımlandığı için Cumhuriyetin temelleri Ankara'da Birinci Meclis'le oluşmuştur ve birinci meclisin kompozisyonu da tam da milli hâkimiyeti yansıtacak şekilde milletin her kesimini temsil eden bir nitelikte dokunmuştur. Çok bilinçli bir tercihtir."

Birinci Meclis'te toplumun ve vatan topraklarının hiçbir kesiminin, hiçbir bölgesinin ihmal edilmediğini, dışlanmadığını ve ötelenmediğinin altını çizen Davutoğlu, Ankara'da mübarek bir günde ilan edilen bu Meclisin aynı zamanda milli iradenin temsilini üslendiğini ve kurtuluşun önünü açtığını söyledi. Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Buradan alınacak temel ilke, bir kez daha Ankara'dan, o Meclisin toplandığı bu mübarek diyardan haykırarak söylüyoruz ki bundan sonra hiçbir güç milli hâkimiyetin ve egemenliğin üstünde olmayacaktır. Nihai karar sadece milletin tercihleriyle şekillenecektir. Bu sebeple daha önce de zikredildiği gibi özellikle 2014 yılında halkımızın doğrudan cumhurbaşkanını seçmesiyle bu ilke taçlanmıştır ve bundan sonra da tarihin her kritik evresinde ve istikbale doğru yürürken bu ilkeye sadakatle bağlı kalınacaktır.

Yeni Türkiye'yi ortaya çıkaran ikinci önemli vasıf, yeni Türkiye'nin kendi ayakları üzerinde duran iktisadi bağımsızlığına, bir anlamda ekonomik gücüne sahip olmasıdır. Nitekim Gazi Mustafa Kemal, daha Cumhuriyeti ilan etmeden İzmir İktisat Kongresi'ni toplayarak yeni bir devletin ancak güçlü bir ekonomiyle onurunu koruyabileceğinin işaretini vermiştir ve milli iktisadın, milli ekonominin önünü açmıştır."

“HÜRMETLE ANILAN BİR ÜLKE”

Cumhuriyetin yüzüncü yılında dünyanın en büyük 10 ekonomik gücü arasına girme vizyonunu ortaya koyarken, aynen kurtuluş yoluna çıkan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü birilerinin realist bulmaması gibi, birilerinin bu vizyonu realist bulmayabileceğini, birilerinin erken bulabileceğini belirten Davutoğlu, ancak kararlılıkla bu yolda yürümeye devam edeceklerini bildirdi.

Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Üçüncü temel prensip ise muasır medeniyet seviyesine ulaşmak. Bu aynı zamanda şudur; muasır medeniyet seviyesine ulaşmak, uluslararası toplumda hak edilen onurlu yere sahip olmaktır. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Devleti kısa bir sürede bağımsız bir devlet olarak o dönemlerde, o yıllarda çok zor olan uluslararası itibarını tahkim etme gücünü göstermiştir.

Şimdi bizim hedefimiz, Türkiye'yi ve Türkiye cumhuriyeti devletini dünyanın her yerinde temsil edilen, dünyanın her meselesine çözüm getirebilen, çevre ve komşu havzalarda etkinliği artan ama küresel alanda da hürmetle anılan bir ülke haline getirmek. Bunun da çok güzel işaretleri görülmektedir. İnşallah 1 Aralık'ta G-20 zirvesinin dönem başkanlığını alacağız. Dünyanın en büyük 20 ekonomisinin dönem başkanlığını 1 yıl Türkiye üslenecek."

Türkiye'de az gelişmiş ülkelere ilişkin de toplantılar yapılacağını bildiren Davutoğlu, "Bir anlamda Türkiye dünyanın en zenginleriyle en mağdurlarını birleştirme, bir zeminde buluşturma kudretini de gösterecek" dedi.

“TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ PARLAKTIR”

Türkiye'nin 2016'da ilk kez gerçekleştirilen Dünya İnsani Zirvesi'ne de ev sahipliği yapacağını bildiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına giderken önümüzdeki yıllar parlak yıllardır. Çevremizde ateş çemberi olabilir. Dünya ekonomik krize girmiş olabilir. Birçok yerden karamsar tabloları içeren görüntüler geliyor olabilir. Ama bütün bu ateş çemberinin içinde demokratik Cumhuriyeti inşa ederek milli egemenliği hâkim kılmış olan Türkiye, bütün bu ateş çemberinin içinde, küresel krizler içinde ekonomisini 4 misli büyütebilmiş olan Türkiye, küresel kriz esnasında bu krizin etkilenen tarafı, edilgen tarafı değil, krizi yönetebilen, krizin ötesini görebilen bir ülke olarak Türkiye'nin geleceği parlaktır."

Davutoğlu, konuşmasının sonunda Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını rahmet ve minnetle andığını belirterek, "Onların bize emanet bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti Devletini parlak bir geleceğe yürütme konusundaki kararlılığımızı teyiden ifade ediyorum" dedi.


 



Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık 2013 © Tüm hakları saklıdır